Tripolis Antik Kenti
     
 

  Tripolis Antik Kenti Hellenistlik dönemlerde Lydia, Phrygia ve Karia Bölgeleri’nin birleştiği sınırlar üzerinde kurulmuştur. Denizli - Buldan karayolunun 16. Km yer alan Yenicekent Kasabası sınırları içerisinde yer almaktadır.

  Bazı antik yazarlar kentin Lydialılar tarafından kurulduğunu ve Lydia Bölgesi’nin sınır kenti olduğunu belirtmektedir. Plinius’a göre kentin en eski adı Apollonia’dır ve sikkelerini bu adla basmaktadır. Bazı bilim adamları kentin Attaloslar tarafından kurulduğunu söyler. Aynı düşünceyi paylaşan Ramsay kentin Attaloslar tarafından kurulduğunu ve kuruluş nedeni olarak da hemen güneyinde yer alan ve Seleukoslar tarafından kurulmuş olan Laodikeia’ya karşı stratejik bir güç oluşturmak olduğunu belirtmektedir. J. ve L. Robert kentin Apollonia ismi konusunda iki farklı görüş ileri sürer. Apollonia ismi ile ilgili olarak ilk önerileri Pergamon Kralı I. Attalos’un karısı onuruna kurulması nedeniyle bu adı almış olduğudur. Kentin ismi konusundaki ikinci görüşleri ise Apollonia adının Tanrı Apollon’dan gelmiş olduğudur. Ancak kentin ismi konusundaki ağırlıklı görüş bu bölgede Attalos egemenliğinden önce de yerleşimin var olduğu ve bu nedenle Tanrı Apollon ile ilişkilendirildiği yönündedir. Diğer yandan kentin M.Ö. 3. yüzyılda bir Seleukos kolonisi olarak kurulmuş olduğunu ileri süren araştırmacılar da vardır.
  Kentin en eski ismi F. Imhoof Blumer’in sikke çalışmalarından çıkardığı sonuç ile Apollonia olarak bilinmektedir. Uzun bir süre bu isimle anılan kentin ismi bir süre Antoniopolis olarak değiştirilmiştir. Augustus Dönemi’nde kentin artık Tripolis olarak anılmaya başlandığı yazıtlar ve sikkelerden anlaşılmaktadır. Kent en parlak çağını Roma Dönemi’nde Tripolis adını aldıktan sonra yaşamıştır. Bizans Dönemi’nde ise bölgede önemli bir piskoposluk merkezi olduğu bilinmektedir. Bundan sonra kent Diribol adıyla daha kuzeye taşınmasına kadar uzun bir dönem boyunca Tripolis olarak varlığını sürdürmüştür.

 
     
 
     
 
     
 
     
 
     
 
     
 
     
 
     

TRIPOLIS ANTİK KENT TARİHİ ve İNANÇ COĞRAFYASI: TANRIÇA LETO ÖRNEĞİ
Yard. Doç. Dr. Hüseyin ÜRETEN
ADÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı


Özet
Phrygia Bölgesi’ndeki Tripolis ya da diğer adıyla Apollonia, Suriye krallarınca Anadolu’nun batısında kıyıdan iç kesimde kurulmuş on bir koloniden biri olup Blaundos, Hierapolis ve Themisonion ile birlikte adını Suriye kraliyet ailesi üyelerinden almayan önemli dört koloniden biri olarak bilinmektedir. Maiandros Irmağı’nın doğu kesiminde kurulmuş olan Apollonia, bugünkü Denizli iline bağlı Buldan ilçesi yakınındaki Yenice köyüne lokalize edilmektedir. Sardeis’ten çıkan Kral Yolu’nun Philadelphia’dan sonra Tripolis’ten geçerek Phrygia’nın batı ucundaki Hierapolis’e bağlanmasıyla stratejik bir yeri işgal eden antik kentin Suriye kralları tarafından kurulmuş olduğu düşünülmektedir. İşte, Philadelphia-Hierapolis yolu üzerindeki bu önemli antik kentin ne yazık ki tarihine ilişkin antik kaynaklarda çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Oysa Roma döneminde (özellikle Pax Romana) elverişli konumunun sağladığı olanakları iyi değerlendirerek gelişmiş olan kent sikkeleri üzerinde kentin din tarihine ilişkin önemli bilgilere ulaşılmaktadır
Bugün British Museum’da bulunan Tripolis sikkeleri antikçağ Tripolis kent tarihi ve inanç coğrafyası için önemli bir buluntuyu temsil etmektedir.

Bu bağlamda Tanrıça Leto’nun Tripolis’in dinsel yaşamındaki konumunu saptamak ve bu kutsal figürün kentte benimsenmiş kimliğini British Museum’da sergilenen numizmatik kaynaklara dayanarak değerlendirmek “Tripolis Antik Kent Tarihi ve İnanç Coğrafyası: Tanrıça Leto Örneği” başlığı altında sunulan çalışmanın temel amacı olmuştur. Çalışmada öncelikle British Museum’un Sikke Katalogu’nun Lydia Sikkeleri (BMC Lydia) ışığında herhangi bir zaman sınırlamasına gidilmeksizin tanrıçanın kentteki tapınımı saptanmıştır. Kent bazında yürütülen çalışmanın temel kaynağını doğrudan ve kesin veriler sunması açısından salt numizmatik veriler oluşturmaktadır. Ayrıca, Leto’ya ilişkin betimlemelere yer verilen sikkelerde tanrıçayla birlikte görüntülen semboller tanrıçanın kentte benimsenmiş olan özelliklerini aydınlatan en önemli veriler olarak kabul edilmektedir.
Tanrıçanın kimliğinde taşıdıkları özellikleri desteklemek ve güçlendirmek amacıyla da tanrıçayla ilişkili kılınan tanrı ya da tanrıçaların kimlikleri ve ilgili mitosları göz önünde tutulmuştur. Böylece, odak noktamız Tripolis sikkelerindeki Leto betimleri olup bizim için sadece Leto ve çocuklarına ilişkin betimlere yer veren sikkeler önem taşımaktadır. Bunun sonucu olarak kent panteonunu oluşturan diğer tanrılar araştırmamıza dahil edilmemiştir.
Sonuç olarak, Lydia bölgesinde dikkate değer tanrılar arasında sayılan Leto’nun Tripolis’te sergilediği karakter, tanrıça ile birlikte görüntülenen simgeler temel alınarak elverdiği ölçüde değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Günümüzde kesin yeri belli olan Tripolis antik kenti, Denizli ilinin 40 km kuzeyinde, Buldan ilçesine bağlı Yenicekent kasabasının doğusunda, Büyük Menderes Nehri ile kasabanın arasındaki yamaçlar üzerinde kurulmuştur. Diğer bir deyişle, Tripolis’in yerinde bugün Yenice köyü bulunmaktadır.Tripolis kenti, antikçağda güneyinde kurulmuş olan çağdaşı Laodiceia’ya 30 km, Hierapolis’e  ise 20 km uzakta, Lykos Vadisi’ni çevreleyen şehirlerden biri olarak Maiandros Nehri’nin (Büyük Menderes Nehri) batı yakasında kurulmuştur.
Oysa kentin hangi eski coğrafi bölgede yer aldığı tartışılır. Tripolis’ten ilk söz eden, eski Romalı doğa bilgini ve ansiklopedi yazarı, Plinius kentin Maiandros’un yukarı havzasında olduğundan bahseder.
  Ancak, Barclay v. Head ile Veli Sevin gibi modern araştırmacılar ise verdikleri bilgilerde, Lydia kenti olduğunu ileri sürerler. Oysa güneydoğuda Philadelphia-Hierapolis (Alaşehir-Pamukkale) yolu üzerinde sınır kent olması nedeniyle Tripolis kenti, coğrafya yazarı Ptolemaios’a göre Karia kentleri arasında sayılmaktadır. Gerçekten Tripolis, Lydia bölgesi içinde Karia ve Phrygia bölgelerinde ulaşımı sağlayan avantajlı coğrafi konumu ile kendisini çevreleyen tarihi bölgeler arasında önemli bir sınır kenti olarak yer almaktadır.
Diğer bir deyişle, Batı’ya açılan Büyük Menderes Ovası ile hem Ege kıyılarına hem de İç Anadolu ve Akdeniz’e bağlanmaktadır. Veli Sevin’in de belirttiği gibi, antikçağ yazarlarından Plinius’a göre Tripolis antik kenti, sözü edilen bu elverişli konumunun sağladığı olanakları iyi değerlendirerek
özellikle Roma Dönemi’nde gelişmiş ve daha sonraları Sardeis metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezi durumuna gelmiştir. Böylece, kuruluş biçimi ve şehircilik anlayışıyla bir sınır kenti kimliğiyle karşımıza çıkan Tripolis, bir ticaret ve tarım merkezi olarak, şüphesiz, yörenin en zengin kentlerinden biri olmuştur.
Antik kaynaklarda kentin kuruluşu hakkındaki bilgilerimiz oldukça kısıtlı olmasına karşın, eski adı Apollonia olan kentin Suriye Krallığı tarafından İ.Ö.III. yüzyıl ortalarında kurulmuş olduğu düşünülmektedir. Bilindiği gibi, Batı Anadolu’da kolonikent kurma geleneği Büyük İskender’le başlamış ve onu Antigonos izlemiştir. Nitekim Batı Anadolu’nun askeri, politik ve ekonomik yaşamında önemli roller oynayan birçok kent Seleukoslar’ın kolonizasyon politikalarının sonucunda ortaya çıkmıştır.
Gerçekte, Apollonia’nın Suriye kolonisi olduğunu kaydeden herhangi bir antikçağ yazarı yoktur. Ancak, bilinmektedir ki Suriye Krallığı tarafından kurulan Büyük Menderes Havzası’ndaki on bir koloniden yedi tanesi adlarını Suriye kraliyet ailesinin fertlerinden almalarına karşın, Apollonia tıpkı Blaundos, Hierapolis ve Themisonion kolonileri gibi adını Suriye kraliyet ailesine mensup bireylerden almamıştır.

Ramsay’a göre ise Apollonia bir Pergamon (Bergama) yerleşimidir. Pergamon Krallığı, bilindiği gibi, Apameia Barışı (İ.Ö. 188) ile Batı Anadolu’nun önemli bir kısmına egemen olmuş güçlü bir Hellenistik Krallık’tır. Başka bir deyişle, Hasan Malay’ın ifade ettiği gibi, daha çok Ege sahillerinde yoğunlaşmış olan Yunan polisleri ile bunlara bağlı arazilerden, tapınaklara ait çiftlik ve köylerden, kraliyet arazilerinden ve çok sayıda askeri koloniden oluşan Pergamon Krallığı (İ.Ö.283–133), Aigina ve Andros adaları da dâhil 173.000 km2 lik geniş bir alana yayılmış güçlü bir devlettir.
Gerçekten, Hellenistik dönem sikkelerine bakıldığında bir süre Apollonia adını alan Tripolis kenti, Pergamon Kralı II. Attalos (İ.Ö. 159-139) tarafından yeniden kurulmuştur.
Hellen dilinde ‘Üçlü Kent’ anlamına gelen Tripolis kenti  adından da anlaşılacağı üzere üç küçük yerleşimin bir arada toplanması (synoikismos) ile oluşturulmuştur. Böylece, kentte oturan halkın kökeni de tıpkı Head’ın ileri sürdüğü gibi, olasılıkla Lydialılar, Karialılar ve Phrygialılar ile ilişkili olmalıdır.
Demek ki, antik kaynaklarda bir sınır kenti olması nedeniyle bazen Karia bazen de Lydia bölgesi içinde yer aldığı belirtilen Tripolis antik kenti, tarih içinde ApolloniaTripolis-Antoniopolis gibi adlar almakla birlikte İ.Ö. III. yüzyılda Maiandros Irmağı Havzası’nda Seleukoslarca kurulmuştur. Daha sonra, İ.Ö. 240’larda, Pergamon Krallığı, Batı Anadolu’da bağımsız bir Hellenistik Krallık kurarak giderek güçlenmeye başlamış ve yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi, Roma’nın İ.Ö. 188 yılında imzalan Apameia Barış’ı ile Anadolu’da giriştiği yeni düzenlemeler sonucunda, II. Attalos tarafından düzenlenerek yeniden kurulmuştur. Kısacası, Tripolis antik kenti, Suriye krallığından kurtarılarak Pergamon’a bağlanmıştır.
Ne yazık ki, günümüzde bu devirlerle ilgili kalıntılara rastlanmayan Tripolis’in antik kent tarihine ilişkin bilgilerimiz bunlarla sınırlıdır. Roma dönemi hakkındaki bilgilerimiz ise üslup yönünden Roma ve Bizans dönemi karakterleri taşıyan İ.S. I., II., ve III. yüzyıllarda yapılmış olan tiyatro, hamam, nekropol, şehir binası, kale ve surlar gibi kalıntıların varlığına dayanmaktadır.
Artık, Tripolis antik kentinin inanç coğrafyası içinde Tanrıça Leto’nun konumunu saptamaya ve bu kutsal figürün kentte benimsenmiş kimliğini numizmatik kaynaklara dayanarak değerlendirmeye geçebiliriz. Öncelikle şunu belirtmek isterim; bu kente ait sikkeler, arka yüzlerinde bulunan Leto betimlemeleri ile kültün varlığını ortaya koyarken, geleneksel motif olarak ön yüzlerinde yer alan yönetici/imparator başları ve yazıları ile de tanrıçanın tapınılmış olduğu dönemi yaklaşık olarak belirlemeye olanak sağlamışlardır. Kısacası, Lydia bölgesinde tıpkı Mastaura, Sardeis ve Tabala kentlerinde olduğu gibi Tripolis kentinde de dikkate değer tanrılar arasında sayılan Leto’nun sergilediği karakter, tanrıça ile birlikte görüntülenen simgeler temel alınarak elverdiği ölçüde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Tropiles kentine özgü söz konusu sikkeler, Apollon, Athena, Dionysos, Ares, Zeus Lydios, Zeus Sarapis ile birlikte Leto’yu da kent yaşamında önemli bir tanrıça olarak karşımıza çıkarmaktadır.
Kentte Leto kültüne işaret eden bulgular on bronz sikkeden ibarettir. Roma döneminde basılmış olan sikkelerden ilkinin ön yüzünde Roma Asya’sının yarı özerk sikkelerinin ön yüzleri üzerinde yaygın bir tasvir olarak kullanılan IEPACVN KΛHTOC lejandıyla beraber Roma Senato’sunun kişileştirilmiş genç erkek başı, sola dönük ve omuzları örtülü şekilde yer almaktadır; arka yüzde ise ΛΗΤΩΤΡΙ Π ΟΛΕΙΤΩΝ lejandı ile birlikte khiton ve geniş peplos’lu Tanrıça Leto figürü tahtta oturur durumda tasvir edilmiştir. Leto sağ elinde ucu yere bakan bir asa ile birlikte görüntülenmiştir.
Söz konusu bronz sikkede tahtta oturan tanrıçayla birlikte görülen ve bir yan motif unsuru olarak karşımıza çıkan tanrıçanın sağ elinde tuttuğu asa, bilindiği gibi, yaşamın düzenini belirleyen tanrısal bir gücün saygınlık gördüğü kent ya da kentler üzerindeki egemenliğini ifade etmektedir. Buradan da kendisine asayı sembol olarak seçen tanrıçanın ‘koruyucu kent tanrıçası’ kimliğiyle benimsenmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Üzerinde Leto tasviri ile karşılaştığımız ikinci ve üçüncü Tripolis sikkeleri ise Septimus Severus’tan Gallienus dönemine kadar olan İ.S. 193–268 yıllarına aittir. Her iki sikke üzerinde de aynı tasvirler bulunmaktadır. İmparatorluk dönemine tarihlendirilen bu sikkelerin ön yüzlerinde yurttaşların kişileştirilmiş genç Demos (∆ΗΜΟC) büstü sağa dönük ve yalın; arka yüzlerinde ise her iki kolunda tuttuğu kutsal ikizlerini emziren Leto bir kayanın üzerinde oturur pozisyonda (ve ΤΡΙΠΟΛ ΕΙΤΩΝ lejandı) resmedilmiştir.
Aynı döneme tarihlendirilen dördüncü bronz sikke de arka yüzünde taşıdığı mimari tasvir açısından oldukça önemlidir. Muazzam büyüklükteki mimari tasvirler genellikle de tapınaklar on (decastyle) ve iki (distyle) arasında değişen farklı sütun sayılarıyla önden görüntüleriyle tasvir edilmekteydi.18 Özenle hazırlanarak bir perspektif içinde gösterilen tapınaklar sıklıkla bir tanrı ya da tanrıça heykeli veya bir grup heykeli içerir,
fakat bazen tapınağın adandığı tanrının kimliğine dair işaret bulunmayabilirdi.
Söz konusu sikkenin ön yüzünde Consul’ün kişileştirilmiş (ΙΕΡΑ ΒΟΥΛΗ) sağa dönük çıplak başı; arka yüzünde ise kollarında ikizlerini taşıyan tanrıçanın kült heykelini barındıran dört sütunlu (tetrastyle) bir tapınak tasviri ile ΤΡΙΠΟΛΕΙΤΩΝ lejandı bulunmaktadır. Ön yüzlerinde rastlanan kutsal senato figürü (IEPA CYNKΛΗΤΟC) özellikle Tripolis sikkelerinde düzenli olarak işlenen bir motif olarak yerini korumuştur. Üzerinde Leto
tasvirinin yer aldığı beşinci ve altıncı sikkelerin ön yüz tasvirleri aynı olup IEPA CYNKΛΗΤΟC lejandıyla beraber omuzları örtülü sağa dönük genç erkek senatus büstü şeklindedir. Arka yüz tasvirleri ise üzerinde çeşitli atletizm yarışları için ödül olarak konulan urne’nin bulunduğu agonistik bir masadır. İki palmiyeli agonistik masanın altında da amphora görülmektedir. Bunlardan başka beşinci sikkenin arka yüz tasvirlerine iki katlı uzun khiton ve geniş peplos giyen Leto ikizleriyle birlikte koşar pozisyonundaki figürü ile (ve T P IΠΟΛΕΙΤΩΝ lejandıyla) eşlik ederken, altıncı
sikkenin arka yüz tasvirlerine ne yazık ki tanrıça figürü olmaksızın sadece TPIΠΟ Λ[ΕΙ]ΤΩΝ yazısından oluşan kent adı eşlik etmektedir. Ancak, her iki agonistik sikke üzerinde de ‘ΠVΘΙΑ’ yazısı ile kutlanan oyunun adı açık olarak ifade edilmiştir. Pythia Oyunları, Olympia’dan (Ολυµπια ya da Ολυµπιας) sonra dört büyük Hellenistik festival içinde en büyüğüdür. Her Olympiad’ın üçüncü yılında, Ocak ayında Delphoi’da düzenlenirdi. İmparatorluk döneminde birçok şehir yarışması Pythia festivali ile benzer ya da benzer isimle ve sıklıkla diğer birçok ilave özel unvanla Ακτια, Αλεξανδρεια, Πανιωνια ve Λετωεια gibi- adlandırılırdı. Bu nedenle Tripolis sikkeleri arasında yukarıda sözü edilen altıncı bronz sikkenin arka yüz tasvirleri arasında yer alan ΛΗΤΩΕΙΑ lejandı kentte kutlanan festivalin açık adını vermesi açısından oldukça önemlidir.
Gerçekten, öyle görünüyor ki yukarıdaki sikkelerde Leto ile betimlenmiş olan palmiye, sanat tasvirlerinde de göze çarpan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. “Apollon’u doğurmakta olan Leto, 4.yüzyıldan kırmızı figürlü bir Attika pyksis’inde yer alır. Sandalyede oturmuş yarı çıplak bir kadın, bir eliyle sandalyeden diğeriyle de bir palmiye ağacına tutunarak destek bulmaktadır. Arkasında duran iki kadından biri onu rahatlatmaya çalışmakta, önünde ise Athena durmaktadır. Palmiye ağacı sahneye kesinlik kazandırmaktadır. Nitekim Homeros’un Apollon’a Övgüsü’nde Leto oğlunu doğururken Delos’ta böyle bir ağaca tutunmuştur. O zaman pyksis’te arkasında duran, ikizinin doğumuna yardım eden Artemis olmalıdır. Onun yanında duran da herhalde Eileithyia’dı.Bazı kaynaklara göre, Apollon daha bebekken ejder Python’u öldürür ve bu sahne
6.yüzyılın ikinci çeyreğinden, birbiriyle bağlantısı kesin olan siyah figürlü bir Attika lekythos grubunda konu edilmiştir. Bu lektythos’lardan ikisinin üzerinde Leto’nun kolları arasındaki Apollon yayını germiş, palmiyelerin yakınındaki bir mağarada bulunan büyük bir yılanı vurmaya hazırlanmaktadır. Palmiyeler, mekânın Delos olduğunu gösterir. Bazı kaynaklarda ise Apollon üst üste birkaç kez ok atmıştır ama yaralanan canavar kaçarak bir tapınağa sığınmıştır. Bir katile hiç de yakışmayacağı belli olan o kutsal yerde, Apollon yılanın işini bitirir. Tapınağın böyle kirletilmesiyle hakarete uğradığını düşünen Toprak Ana, Zeus’a başvurur ve derhal bir ceza verilmesini ister. Babasının eleştirileri ve kız kardeşinin ona küçümseyici bir biçimde görevini anımsatması ile güdülenen Apollon, tapınağa karşı öfkeyle giriştiği saygısızlığı onarmak için hemen harekete geçer. Öldürdüğü canavarın onuruna ‘Pythia Oyunları’ diye dönemsel bir eğlenti bir çeşit festival başlatır.
Yukarıda ifade edildiği gibi mitolojik sahneler içeren Tripolis kentine ait iki agonistik sikke dışında aynı döneme ait bir başka sikke de üzerinde taşıdığı tasvirler nedeniyle tanrıçanın kültüyle ilişkilendirilen önemli bir kaynaktır. Ön yüzünde ∆Η ΜΟC lejandıyla birlikte genç bir Demos büstü resmedilen sikkenin arka yüzünde ΤΡΙΠΟΛΕΙΤΩΝ lejandı ve bir ödül çelengi yer almaktadır. Bu ödül çelenginin ortasında yer alan ‘ΛΗΤωΕΙΑ ΠVΘΙΑ’ yazısıyla da kutlanan oyunun adı açık olarak belirtilmiştir.
  Kolayca görülebileceği gibi agonistik tipler, kent sikkelerinin arka yüz tasvirlerinde önemli bir grup oluşturmaktadır. Şöyle ki; söz konusu agonistik kent sikkeleri arka yüz tasvirleri arasında kentte kutlanan kutsal festival ve halk oyunlarının adıyla birlikte bunlar için düzenlenen çeşitli yarışlara ödül olarak konulan urne, palmiye dalı ve vazogibi objelere de vermiştir.
Sonuç olarak ‘ΠVΘΙΑ’ ve ‘ΛΗΤΩΕΙΑ’ yazılarını üzerinde taşıyan agonistik sikkelerin tanıklığında İ.Ö. 3.yüzyıl ortalarında Seleukoslarca kurulan ve eski adı Apollonia olan Tripolis kentinde Pythia Oyunları’nın kutlanmış olabileceğini düşünmek sanırız yanlış olmayacaktır.
  Görüldüğü üzere, Leto gerek mitolojide gerekse sikke, rölyef ya da heykel gibi dinsel ve mitolojik öğeler taşıyan arkeolojik bulgular üzerinde çocukları -Apollon ve Artemis- ile birlikte sıkça görüntülenen bir unsur olmuştur. Bu bağlamda Tanrıça Leto ve çocuklarının tasviri özellikle L. Verus, Maximinus ve Philippus Senior dönemleri sikkelerinde de resmedilmiştir. İ.S. 161–166 yıllarına tarihlendirilen ön yüzlerindeki sikke yuvarlağına yerleştirilen imparator ismi ve unvanını içeren AVT⋅ΚΑΙ⋅Λ⋅ΑVPH⋅ΟVHPOC yazısıyla birlikte defne çelenkli, çelik zırhlı ve paludamentumlu İmparator L. Verus’un sağa dönük büstü yer almaktadır. Arka yüzünde ise çoğul iyelik halinde kavim ismini işaret eden ΤΡΙΠΟ ΛΕΙΤΩΝ lejandıyla birlikte her iki kolunda çocuklarını taşıyan Leto, sola koşar pozisyonda betimlenmiştir.
Tanrıça ve çocukları aynı görünümle Maximinus (İ.S. 235–238) dönemi sikkesinin arka yüzünde de ΤΡΙΠ ΟΛΕΙ ΤΩΝ lejandıyla bu kez Leto arkasına dönmeden sola koşarken resmedilmiştir.Ön yüzünde ⋅ΑVT⋅Κ⋅Μ⋅Ι⋅ ⋅ΦΙΛΙΠΠΟC lejandıyla birlikte I.Philippus büstünün bulunduğu üçüncü sikke de İmparator Philippus Senior (İ.S. 244–249) dönemine tarihlendirilmektedir. Tanrıça, arka yüzde bir kayanın üzerinde oturmuş her iki kolunda tuttuğu ikizlerini emzirir bir durumda betimlenmiştir.
  Demek ki, Anadolu kökenli bir Tanrıça olan Leto’nun ‘Ana Tanrıça’ modeliyle tasvir edildiği sikkeler onun kent panteonunda önemli bir yere sahip olduğuna hiç şüphe bırakmamaktadır. Bunun sonucunda ‘Koruyucu’ işlevi ağır olan Tanrıça’nın olduğu yerlerde tıpkı bu sikkelerde olduğu gibi Tanrıça’nın çocuklarını da düşünmemek mümkün değildir

 

Değerli çalışmalarından dolayı Sayın Hüseyin ÜRETEN'e  Teşekkür ederiz.

 
     

   Gezi Ekibi ve Fotoğraflar : Eyyüp Gölebatmaz  - Bilal Süren       Gezi Tarihi :  04 Nisan 2010

 
 

Site tasarımı - site içindeki bilgiler ve fotoğraflar tamamen didimli.com ekip çalışması sonucunda ortaya çıkmıştır, izinsiz alıntı yapılamaz...