Apollonia Ad Rhyndacum
     
 

Ryndakos (Orhaneli) Çayı’nın oluşturduğu Apolyont (Ulubat) Gölü üzerinde bulunan kentin adı bu nedenle Apollonia ad Ryndacum (Gölyazı)’dur. Her ne kadar kente adını Bergama Kralı Attalos II, Kraliçe Apollonis’ten esinlenerek, onu onurlandırmak için verdi, denilsede büyük bir olasılıkla Helenistik dönemden çok önceleri buraya yerleşenlerce verilmiştir. Apollonia ad Ryndacum, yazılı kaynaklarda İ.Ö. birinci yüzyıldan başlayarak karşımıza çıkar. Bölge Roma döneminde önce Adramittion’a (Edremit), sonra Kyzikos’a (Edincik) bağlanmıştır. Roma İmparatoru Hadrianus , Bithynia gezisi sırasında Apollonia ad Ryndacum’a uğramış ve bunu belgelemek için de kentin surlarının ana kapısına bir yazıt konmuştur.
 Kent, Bizans döneminde sırasıyla Bithynia, Nicomedia (İzmit) ve Kios (Gemlik) Piskoposluğu’na bağlanmıştır. Göle adını veren Apolyont yerleşimi, Bursa-Karacabey karayolunun 37. kilometresinden güneye sapıldığında 7 kilometre içeridedir. Eskiden anayoldan güneye döndükten 3-4 km sonra, kente ulaşan birbirine koşut iki yolla karşılaşılırdı. Bu yollar nekropolün içlerine değin uzanırdı. Günümüzde de Deliktaş yöresinde yolların izine rastlanmaktadır. Nekropol alanında, yolların ve Gölün kıyısında anıt mezar kalıntıları vardır. Küçük bir adanın üzerinde yer alan Simitçi Kalesi’nin kalıntıları buradan görülebilir. Dış kalenin yarımadanın en dar yerindeki kapısına, günümüzde Gölyazılılar “Taşkapı” demektedirler. Yerleşimin bulunduğu yarımadayı çevreleyen dışkale ve adayı çevreleyen içkale kalıntılarında, yüzyıllar içinde devşirme malzeme ile değişiklikler yapıldığı görülmektedir. Yer yer Roma, Bizans ve Osmanlı tarzı iç içe geçmiştir. Yarımadanın karaya bağlandığı noktanın karşısındaki tepenin eteklerinde, bir zamanlar amfi-tiyatro ve odeon olduğu sanılan kalıntılar vardır. Büyük bir olasılıkla buradaki malzeme, daha sonra surların yapımında, bir diğer deyişle, yükseltilmesinde kullanılmıştır. Halk amfi-tiyatronun bulunduğu alana “Gavur Mezarlığı” demektedir. Kentin Apollon Tapınağı, Gölyazı’nın batısındaki Kızadası’ndadır. Mermerden duvarları, Göl yükselince sular altında kalmaktadır. 1302’de Osman Bey, Bafeum (Dimboz) savaşı sonrasında Kite Tekfuru’nu kovalar. Kovalamaca Apollonia ad Ryndacum’a kadar sürer. Orhan Bey’in silah arkadaşı, Aygut Alp’in oğlu Emir Kara Ali, kentin karşısındaki Alyos (Halilbey) Adası’nı ele geçirerek, Lopaidon (Uluabat) ile buna bağlı olarak da Bizans ile bağlantısını keser. Bir süre sonra burayı da ele geçirir. Apollonia ad Ryndacum’da yaşayan Hıristiyan nüfusa dokunmaz. Yeni gelen Müslüman halkla birlikte yaşarlar. Halk dilinde Apollonia, Apolyont’a dönüşür. 19. yüzyılda Apolyont’da yaşayan Rumlar Aziz Georgios’a adanan Hagios Georgios Kilisesi’ni inşa ederler. Bu inşaatta da devşirme malzeme kullanılır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar geri çekilirken buradaki Rumlar da Yunanistan’a göçer ve kilise kullanılmaz olur. Günümüzde Nilüfer Belediyesi tarafından onarılmış ve Kültür Merkezi olarak kullanılmaktadır.
Antik Miletepolis kentinde yapılan araştırmalarda Roma dönemine ait çanak ve çömlekler, su yolu kalıntıları ile tunçtan yapılmış Apollon heykeli bulunmuştur. Ayrıca aynı döneme ait sikkeler, hamam ve tapınak kalıntılarına rastlanmıştır. Tüm bunlar göstermektedir ki bugün olduğu gibi yüzyıllar boyunca da binlerce insan Gölle iç içe yaşamış ve Uluabat Gölü, bu insanların beslenmesine ve geçimlerine önemli katkılar sağlamıştır.

Antik kaynaklar kentin kuruluş zamanı ile ilgili fazla bilgi vermemektedir. Örneğin Miletos’tan M.Ö. 2. yüzyıl ortalarına ait bir dekret Koloni ve ana kent arasındaki bağlantıyı gösterir niteliktedir. Bu belgeye göre Apollonia, ana kentten bazı imtiyazlar elde etmek için bir heyet göndermiştir. Bu bağlantı kentin çok daha erken tarihte Miletos kolonisi olarak kurulduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Buna karşın numismatik verileri kentin tarihini MÖ. 450’lere kadar çekmektedir. Şehirdeki yoğun imar faaliyetinin M.Ö. geç 3.- erken 2. yüzyılda Pergamon Krallığı zamanında ve etkisiyle olduğu kabul edilmektedir. Şehir, bu dönemden M.S. 2. yüzyıla kadar zengin bir yaşam sürmüştür. Ancak MS. 124’de bütün Bithynia ve Kuzey Mysia’yı etkileyen deprem Apollonia’yı da zarara uğratmıştır. Bu yıkımdan sonra imparator Hadrian depremden etkilenen bölgeyi ziyaret etmiştir. Bu konuda Nicomedia, Niceia ve Kyzikos ziyaretlerine dair belgeler olmasına karşın imparatorun Apollonia’ya gelip gelmediği tam olarak bilinmemektedir. Ancak Kyzikos’la olan yakınlık ve kentteki binalarda Hadrian ismiyle geçen soter ve ktiste (koruyucu ve yapıcı) sıfatları imparatorun buraya geldiğine ve şehrin yeniden inşasına katkıda bulunduğuna işaret etmektedir.

     
 
     
 
     
 
     
 
     
     
     
     
     
     
     

  Gezi Ekibi ve Fotoğraflar : Eyyüp Gölebatmaz  - Bilal Süren      14 Nisan 2010

 
 

Site tasarımı - site içindeki bilgiler ve fotoğraflar tamamen didimli.com ekip çalışması sonucunda ortaya çıkmıştır, izinsiz alıntı yapılamaz...