Tamarmara Anıt Mezarı
 
 

 M.Ö. 546 tarihinde Lydia Krallığı’nın Persler tarafından yıkılması ile Anadolu Pers egemenliği altında kalmıştır. M.Ö. 334 tarihinde Büyük İskender’in Anadolu kentlerini tekrar bağımsızlığına kavuşturması ile son bulan bu tarihi dönemde Helenistik uygarlık Anadolu’da gelişip büyümüştür. Helenistik dönemde mimarlık genel karakter bakımından Klasik Yunan mimarlığını sürdürmekte ve eskiye bağlı bir nitelik taşımaktadır.Dor, İon, Korint düzenleri bu dönemde de varlıklarını korumakta, Dor düzeni bazı yenilikler kaydetmektedir. 
   Bu dönemde ölen ve tanrılaşan hükümdarlar için yüksek kaide üzerinde tapınak şeklinde anıtsal mezarlar yapılmaktadır. Bu   tarzın en güzel  örneği ; Ephesus yakınlarındaki Belevi Anıtıdır. Anıt, M.Ö. 246 yılında muhtemelen Seleukos Kralı II. Antiochos için yaptırılmış ve Halikarnassos’taki Maussoleion’un geleneğini sürdürür.
 Miletos Antik Kenti’nin 15 km güneyinde, Didyma Apollon Tapınağı’nın 11 km, Mandayla Körfezi’nin 1.5 km uzağında bir zeytinlik içinde bulunan yüksek kaide üzerine tapınak şeklinde yapılmış anıt mezar, günümüzde tamamen yıkık durumdadır. Akbük’e giden karayolun batısında, günümüzde Mermerlik mevkii olarak anılan yer, Anıt Mezarın bugün dağınık şekilde bulunduğu alandır. Anıtı ilk olarak 1900’lü yılların başlarında bölgede büyük çapta araştırma yapan ve bölgenin arkeolojik haritasını çıkaran  Von P. Wilski’ nin çalışmalarında “ Ta Marmara “ adı ile öğreniyoruz. Daha sonra T. Weıgand 1902 yılında yayınladığı kazı raporları özetlerinde Miletos’un 15 km güneyinde bulunan bütün bir mezar anıtından bahseder.  Marmara sözcüğü Helen dilinde “Mermer” anlamına gelen marmaron sözcüğünün çoğul biçimi, Ta yada Te’nin her ad içinde kendi başına anlamı olan bir türetiliş öğesi niteliğinde bulunmadığı pek açık ise de, bazı Ta’lı ve Te’li sözcüklerde sözcüğün türetilmesinde kullanılmış diğer öğesi niteliğinde bulunmadığı pek açık ise de, bazı Ta’lı ve Te’li  sözcüklerde sözcüğün türetilmesinde kullanılmış diğer öğeyi yada öğeleri tanıyıp anlıyoruz ve böylece, aynı sözcük içindeki Ta yada Te parçasının da sözcüğün türetilmesinde işlevi olan, ona bir anlam ekleyen kendi başına bir sözcük yada takı olduğunu anlıyoruz.
  Helenistik Döneme ait olan Anıt Mezarın rekanstruksiyonu Mimar Knackfuss tarafından yapılmıştır. 12 x 12 metre ebatlarında kare planlıdır. Kalıntılara göre yüksek kaideli iki katlı, üst katı tapınak şeklindedir. Dorik tarzda yapılmış, üç tarafı altışar adet duvara bitişik sütunlarla çevrilidir. Ön kısmında dört adet yarım sütun mevcuttur. Sütunlar arasında kabartma şeklinde yapılmış kalkanlar vardır. Kalkanların göbeği kırmızı, kenarları altın sarısı rengin de boyalı ve kırmızı boya ile iple asılı görünümü verilmiştir. Fakat günümüzde bu boya izlerini görmek mümkün değildir.
    İki katlı olan anıtsal girişin iki katında aynı plan özelliğindedir. İki odalı, ortada girişi sağlayan kapı, dış giriş kapısı ile aynı doğrultudadır. Naumann’a göre esas mezar odası alt kattadır. T. Wiegand kazı raporlarında alt kattaki odalarında altı adet iskelet gömülmemiş durumda bulunduğu ve üst katın yeni bir gömü için boşaltıldığı, alt kattaki iskeletlerin üst kattan geldiğinden bahseder.  Anıt Mezar, en altta dört basamaklı bir krepidoma ile başlıyor, onun üstüne kaidesi silmeli olan bir podyum duvarı geliyor ve Dor üst yapısı ile son buluyordu. Her iki kata giriş ön cephedendir. Tavanlar kasetli ve boyalıdır. Çatı 30 cm kalınlığında tuğla şeklinde taş plakalar ile yapılmıştır. Alçak olan çatının 30 cm kalınlığında olan taş plakaların ağırlığından kaynaklandığı tahmin edilmektedir.  
    Antik bir yerleşim bölgesinden uzakta olan anıt mezarın kime ait olduğu bilinmemektedir. Deprem sonucunda tamamen yıkılmış ve 1900’lü yılların başlarında bölgede araştırma yapan bilim adamlarının bahsettikleri boya izlerini bugün görmek mümkün değildir.  Mermer bloklar, Dor düzeninde sütunlar, başlıklar, metop ve triglif frizi kalıntıları bugün çevrede dağınık durumdadır. 

     
 
     
 
     
 
     
     
Fotoğraflar: Eyyüp Gölebatmaz   14 Nisan 2005